Ramazan bir sofraya davettir; muazzam bir ziyafete icabet etmektir. Cenâb-ı Hak, şu yeryüzünü ve kâinatı maddi ve manevi bir nimet sofrası olarak yaratıp mahlukatının istifadesine sunmuştur. İnsan ise “aziz bir misafir” olarak, Ramazan ayında bu özel sofraya bizzat muhatap kılınmıştır.
Hz. İsa (as) ve havarilerine bir mucize olarak indirilen mâide, yani o meşhur sofra; ismini verdiği Maide Suresi’nde anlatılır. Havariler, Hz. İsa’dan (as) içinde rızıklar bulunan mucizevi bir sofra talep ettiklerinde, o bu talep karşısında üzülmekle birlikte talebi geri çevirmeyerek Rabbine dua etmişti.
Hakiki rızık verici olan Âlemlerin Rabbi, peygamberini mahcup etmedi ve içinde envaiçeşit yiyeceğin bulunduğu muazzam bir mâide indirdi. Havariler, Hz. İsa’nın (as) üzüldüğünü gördüklerinde hatalarını anlayıp pişman oldular. Zira her mucize kâmil bir mukabele ister ve büyük bir sorumluluk getirir. Yine de sofranın inmesini, hatalarının affedildiğine bir işaret olarak kabul ettiler.
Böyle bir sofrayı talep etmek dahi nasıl bir sorumluluk ve dikkat gerektiriyorsa; sofraya hürmet, yeme adabı ve “başla” emri de o derece önemlidir. Ramazan da maddi ve manevi rızıkların bizlere takdim edildiği ilahi bir sofra olması hasebiyle, en ince detayına kadar hürmet edilmeyi ve riayeti hak eder.
Gökyüzünden İnen ile Topraktan Çıkanın Sırrı
Maide Suresi’ndeki sofra ile yeryüzünde bize her gün sunulan nimetler arasındaki fark, sanıldığı kadar şaşırtıcı mıdır? Gerçekte bir nimetin semadan inmesi ile topraktan çıkması arasında, mucizevi mahiyetleri bakımından büyük bir fark yoktur; her ikisi de kudretin birer tecellisidir. Biri perdesiz, doğrudan kudret-i İlâhiye ile aniden halk edilip pişirilmiş olarak sunulurken; diğeri ise yiyeceklerle hiçbir benzerliği olmayan toprak, hava ve su gibi “sebepler perdesiyle” hikmet-i İlâhiye ile silsile halinde halk edilir. Güneşin hararetinde pişirilip tüm canlılara takdim edilir.
İnsanın kendi emeği de rahmet-i İlâhiye kapısını çalmak hükmündeki perdelerden biridir. Ancak insan, bazen bu perdeleri o kadar büyütüp kalınlaştırır ki sonunda sofranın asıl sahibini ve hakiki kıymetini unutur.
Ramazan orucu, aslında bu perdelerin sadece birer “perde” olduğunun hatırlanması ve nefse kabul ettirilmesidir. Bu rızıkların, bizim acz ve zaafımıza binaen birer mucize olarak yaratılıp bizlere lütfedildiğini fark etmektir. Sebeplere dalmış olan nefsin başını bir nebze kaldırıp ilahi iltifatı görme vaktidir.
Mide ve Maide Arasındaki Münasebet
Yiyeceklere olan ihtiyacımızın şiddetini hissetmek; buna mukabil aczimizin büyüklüğünü idrak etmek, bu ibadetle daha iyi anlaşılır. Yeryüzünde istifademize sunulan mâide ile bizdeki mide arasında sadece kelime benzerliği değil, onları birbirine uyumlu donatan Yaratıcı yönünden de vazgeçilmez bir münasebet vardır. Bu bağ, hem rahmetin genişliğini hem de şükür ve kulluğun ne kadar elzem olduğunu gösterir.
Bilindiği gibi, bir hediyenin manevi değeri, onu verenin makamına göre maddi kıymetinden çok daha fazladır. Âlemlerin Rabbi’nin yiyecek ve içecekleri bize “rızık” olarak vermesi, nihayetsiz şükür ve hamde layık muazzam bir iltifattır. Bu, koca kâinatta bir toz zerresi kadar yeri olmayan fani ve kusurlu insana; Merhametlilerin En Merhametlisi olan Cenâb-ı Hakk’ın, esfel-i safilinden âlâ-yı illiyyine çıkması için açtığı bir yoldur.
İnsan, bu muazzam iltifatın daimî olmasını istiyorsa, rızkı mutlaka O’nun emri dairesinde kullanmalıdır.
Manevi Rızıklar ve Ramazan
Risâle-i Nur’da muhtelif yerlerde izah edildiği gibi rızık sadece maddi değildir; akıl, iman ve İslam da birer rızıktır. Hatta bir rızkın şükrünü eda edebilecek ve kıymetini takdir edecek bir anlayışa sahip olmak dahi başlı başına bir rızıktır.
Ramazan ayının bir rahmet ayı olarak İslam ümmetine bahşedilmesi; bir hadis-i kudsîde buyurulan, “Oruçlunun mükafatını ancak Ben veririm,” sırrına mazhariyettir. Bu, değeri ancak Cenâb-ı Hak tarafından takdir edilen, akıl ve hayalimizin kavrayamayacağı kadar büyük bir ihsandır.
Peygamber Efendimizin (asm) de tıpkı Hz. İsa (as) gibi yiyeceklerle ilgili pek çok mucizesi mevcuttur. Âlemlerin Rabbi’nin, Habibine ve onun sahabesine sayısız ikramı vardır. Ancak hepsinden mühimi, ilahi bir sofra olan Ramazan ayının bizzat kendisidir. Ramazan; orucuyla, Kur’an tilavetiyle ve envaiçeşit ibadetiyle müminlerin önüne açılan, yeryüzündeki tüm maddi sofralardan daha değerli bir “manevi mâide”dir.
Cenâb-ı Hak istifademizi ziyade etsin.
31.08.2009 Hasan Güneş Yeni Asya






.